20 Kasım 2017 Pazartesi

Babayla Aynı Takımı Tutmak !?

  Eşimle farklı takımları tutuyoruz ama ikimizde fanatik değiliz(artık).İlk zamanlar bu konuda tartışmış ve baya küsmüş falan olabiliriz,yaniiii daha doğrusu ben çok sinirlenmiş ve bir suçu yokken ona patlamış olabilirim..ama artık takmıyorum..:) Ne bileyim gs gibi bir takımı tutarsa evden kovabilirim sanırım eheheh şaka ayolll,şimdi durduk yere karmanın aklına karpuz kabuğu sokmayalım!
   Bir oğlumuz olacağını öğrendiğimizde ben(!) bir anlaşma önerdim “kimse çocuğu etkilemeyecek,takımının tulumlarını almayacak” o da uydu.Saf ya:) Neyse tabi kardeşim 6 aylıkken minnaka bir BJK zıbını almıştı sonra eşim hemen bir Fb sweeti aldı.Sonra kardeşim “ilk formayı dayı alır” diye düşünmüş ama o ilk bisiklet değil miydi? Neyse işte eşimde fenevbahçeli bir pijama takımı almış.Ama kimse kimseye birşey demiyor çünkü bu kadarla kaldı herşey.Sonra tabi Kartalım şampiyon oldu! Üstelik iki sene üstüste:) Veee eşimin bana verdiği sözü tutma vakti gelmişti.Takımım ne zaman şampiyon olsa beni kutlamalara götürücekti.Tabi 6 senede bir olan birşey diye düşünüp rahat rahat söz verdi ama gel gör ki kader çocuğunun tam etkileneceği yaşta,KaraKartalı iki kez şampiyon yaptı.Kutlamalar harikaydı,boğazda yüzlerce tekne meşaleler ile turluyordu.Heryerde marş sesleri,insanlar hoplaya zıplaya yürüyorlar,bayraklar vs derken ortalık tam şenlik alanıydı tabi.Çok kalabalığa sokmadan ananeyle dedeye emanet edip biz kutlamalara katıldık ama çovukta etkileniyor tabi.

  İşin komik tarafı Berkay asla futbol maçı izlemiyor ve hoşlanmıyor üstelik topla oynamayı sevmeyen az sayıda erkek çocuklarından biri sanırım.Ama Beşiktaş,Göztepe ve Fenevbahçeyi sevdiğini söylüyor.Acayip politik çocuk kimseyi üzmeden herkesin gönlüne göre konuşuyor.Açıkcası takım tutsun ve çok bağlansın istemiyorum çünkü babam bizi çok tutkulu taraftarlar yapmıştı ve derbi kaybedince okula gitmek istemeyecek kadar üzülüyordum.. 
  Konu buralara nerden geldi onuda söyliyeyim.Okul arkadaşı B. annesi Gs’li suluk almış çok güzelmiş,M. babasıyla aynı takımın eşofmanını giyiyormuş..bunlar dedeye anlatılmış.Dede hemen gidip Bjk suluğu almış ama ben sadece lisanslı diye bir suluğa o kadar para vermezdim.Neyse bizimki bir mutlu amannn.Ama diğer dedesi görünce biraz bozulucak çünkü baba tarafında iki erkek torun var ve o taraf biraz takıntılı:p 
  Çevremde gözlemliyorum da bizim çevremizde takım konularında çok takıntılı insanlar yok.Ailelerimizi saymıyorum çünkü onlar kombineli ve her sene yeni formalar alan taraftarlar ama arkadaş çevremizde böyle bir şey yok.Eşim, bir çocuk babasıyla aynı takımı tutmak zorunda değil hatta hiç tutmasa daha iyi, diyebilecek kadar rahat.Bende ilk zamanlar düşündüğüm sinsi müdahele konusunu unuttum gitti bile.Ne istiyorsa öyle yapsın! Ama özellikle hiç sevmediğim bir takım var onu tutmasın lütfeeeennn!!!

10 Kasım 2017 Cuma

Sonbahar Gezisi

  Ekim ortasında güzel havaları da fırsat bilip bir Sinop kaçamağı yaptık.Güzel hava derken 12 derece! En azından sağanak yağmurlar ve kar yokken gezmek,sonbaharın o harika renklerinde şehirden uzak,başbaşa kafa dinlemek(?!) iyi geldi.
Sarı,turuncu ve kızılın harika tonlarını dağın tepesinden izledik.Hatta gitmeden kendime müzik listesi yapmıştım ama pek kullanmadım.Sabahları erkenden tepelere doğru yürüyüşlere çıktık hemde kilometrelerce,bazen sis içinde ve genelde çamura banarak.Hatta birisi her su birikintisinde şıpır şıpır zıpladıkça mutluluktan kendinden geçti:)
Yürüyüşler harikaydı ama bazen oldukça yorucuydu.Keçi yolu gibi yerlerden tırmandık.Yanımıza yiyecek almayı akıl edemdiğimiz için (yılın ebeveyni) ağaçlardan elma ve armut kopardık.
Dağda tek başımıza! Cahillik mutlulukmuş tekrar anladım:)) Mantar toplamaya çıkan köylülerin hep tüfekli olduğunu görünce sordum meğer bazı ayıcıklar henüz uyumamış hatta çakal ve domuzlarda olabiliyormuş.. Bu bizi korkutmadı ve yürüyüşlerden alıkoymadı fakat beni biraz tedirgin etti, gözüm hep minnaktaydı.Bir ara sahile indik dalgalar bina boyutunda olduğu için yine dağlara,tepelere,dere kenarlarına attık kendimizi.Dönerken fındık,taze kestane(sadece yıkayıp,kesip 25dk kadar fırına atmak yeterli,şeker gibi),armut,elma,bahçeden ıhlamur ve biberleri ve tabiki litrelerce dondurulmuş sütümüzü alıp döndük.
Minnak yine gitmek istiyor ama bu sefer ya Abant yada Yedigöllere gitmeyi düşünüyorum.Aslında en güzeli sıcacık termal ama onunda çocuğa uygun kaykaylı falan olanından bulmak gerek.Ama önce doğumgünü için süpriz bir gezi var.Herşeyi ayarladım gibi veee şuan Aralık bekleniyor evde,oğlan takvimden geri sayım yapıyor:) Hadi bakalım..

7 Kasım 2017 Salı

Yeme Alışkanlıklarımız Değişiyor

Çoook basit ama geçerli bir kural "Çocuğunun nasıl beslenmesini istiyorsan,sende öyle besleneceksin!" Sen kolanın yanına kızartma götürürken o çocuk buharda pişmiş gacur gucur sebzeyi mi yiyecek sanıyorsun? "Amannn pizza söyleriz aç kalmasın yeter ki" diye düşünen bir annenin çocuğu bulgurlu pırasayı yemez değil mi? Bende yemem şahsen..
  Tüm ailem için istediğim yaşam boyu sağlıklı beslenme alışkanlığı edinebilmemiz.Çocuğun yeme şeklini bizim alışkanlıklarımız etkilediği için de değişim önce bizde başlıyor.Eşimle anlaşmakta en çok zorlandığımız konu bu.Alma diyorum eve, abur cubur saçma sapan şeyleri alma! Yani görseniz 36 yaşında bir adam değilde bir ilkokul çocuğunu markete göndermişin gibi bir alışveriş poşetiyle dönüyor.Sonra vay efenim akşam uyuyamamış.Ben paketli gıdayı özelliklede şekeri ve gluteni kestiğimde inanılmaz enerjik oluyorum.Ne eklem ağrısı,ne uykusuzluk,ne kronik yorgunluk kalıyor.Tabi bu benim açımdan sürdürülebilir bir durum değil.Birde psikolojik boyutu var bunun mesela bazen canım çekiyor, sonuçta çelik gibi bir iradem yok.Dışarıda almıyorum ama o sırada evde elimin altında ne varsa yiyebiliyorum:( Dertliyim bu konuda ve kendimi değiştirmeye çalışıyorum.Oğluma karşı da bu yüzden daha dikkatliyim.
  Ben çocuğunun gün içinde yediklerini porsiyon yada kalori hesabına ayırıp,kiloyla gelişim takibi yapan bir anne değilim.Aslında bir çocuğum var ve bu zor olmasa gerek ama bana göre gereksiz çünkü "olması gerek listesi" üstümde baskı yarattığı gibi olmadığı zaman da gerginlik yaratıyor."Ooo öğlen karbonhidrat yedi,akşam protein vereyim, yanınada ne içse demir emilimini arttırır acaba" diye düşünen arkadaşlarımın yanında mağara kadını gibi kalıyorum:) 
  Ek gıdaya ilk başladığımız zamanlarda daha dikkatliydim ama artık daha fazla sorumluluğum var ve çocuğumda büyüdü.Zevkleri gelişen ve "hayır" diyebilen bir çocuğa zaten herşeyi yediremiyorsunuz.Üstelik yaşına göre kalori ihtiyaçları değişiyor ve bu gün içinde harcadığı enerjiye görede değişiyor.Ne kadar su tüketiyor,öğlen uyuyor mu,şekerli gıda ne sıklıkla tüketiyor,o gün canı ne yemek istiyor.. Bu yüzden kendime sorduğum bazı sorular var.Bunlara verdiğim cevaplar beni tatmin ediyorsa tamam diyorum,iyiyiz.Bunlar;
  • İşlenmiş gıdalardan ne kadar ve ne sıklakla tüketiyor?
  • Beslenme ve ödül ilişkisi kurduk mu?
  • Mevsim dışı meyve sebze tüketiyor mu?
  • Aldığı ürünün paketini inceliyor muyuz? (okuma bilenlerin paketleri okuma alışkanlığı edinmesi önemli!)
  • Acıktım diyebiliyor mu? (Çoğu anne acıkmadan kendine uygun gördüğü saatlerde besliyor)
O gün içinde zeytinyağlı kabak yada kıymalı karnabaharı kakışlamaya çalışmaktan ziyade,uzun vadede bir sebze yeme alışkanlığı geliştirsin istiyorum.Köye gittiğimiz zamanlarda zaten işlenmiş,paketli herşeyden ve fastfooddan uzak kalıyor ve hiç aramıyor da ama önemli olan tüm bunların içindeyken de karşı koyabilmemiz.Orada yemezse aç kalıyor,güçten düşüyor ve istediği şeyi başaramıyor ya hemen araya giriyorum "o kayaya tırmanmak için kemiklerin ve kaslarının daha güçlü olması lazım bebeğim.Daha çok uğraşmalı ve denemekten vazgeçmemelisin!" hemen araya kamu supotu gibi “sen ayranını içtin mi annecim?" diye girerek farkındalık yaratma çabam ahahaha kendi halime gülüyorum.Ay resmen fırsatçılık.Hatta daha sonradan fark ettiğim daha kötü bir boyuta getirmişim olayı.Ne kadar yanlış yaklaşımlarmış:( Günü kurtarmak adına “bugün çabuk yoruldun çünküü öğlen yemek yemedin”, "bundan yemezsen kısa kalırsın amaa bak buuuu boy uzatır" Eee kısa olsun ne olacak bu bir kusur değil bir özellik aslında.Görünüşle ilgili bu çeşit bir etiketleme yaptığım için kendimden utandım.Afrikadaki aç çocukları anlatıp sen şanslısın demek kadar acımasızca yada uçak geliyor kadar saçma değil ama uygun da değil! Fark eder etmez değiştirdim bu tutumu.Zaten genel tutumumuzla uyuşmadığı için bir işede yaramadı. “İnsanlara kısa diyilmez anne!” PEKİ!
   Mükemmel değilim ve değişime açığım.Zamanla daha iyi yönde geliştiğime inanıyorum.O gün sebzesini yesin diye yaptıklarım ilerde farklı konularda sorun olabilirdi.Artık çocuğumun yedikleriyle geliştirdiği pozitif ilişkiye odaklanıyorum!Daha doğrusu buna çalışıyorum,çabalıyorum..





31 Ekim 2017 Salı

Akran Zorbalığı

   Geçenlerde okuldan bir suratla geldi ; arkadaşı ona "sen şişmansın ve kötü görünüyorsun" demiş! Çocuk işte üzülmüş "ama ben şişman değilim ki ben sadece çocuğum dedim o anlamıyor" dedi.. Akran zorbalığı konusunda ilk tecrübemiz ve hazırlıksız yakalandık "çok kaba bir davranış beni üzdün,hoş değil söylediklerin" diyebilirsin dedim,hemen karşı çıktı "aaa insanlara kaba diyilmez üzülürler" Çocuk haklı bir yönden çünkü biz ona hep şişman,kısa,uzun,kel vs diye insanlar ayrılmaz sadece kadın,çocuk ve erkek vardır dedik.Ten rengi,cinsiyeti,görüşleri,giyimi,inancı bizi ilgilendirmez ve alay konusu olamaz asla dedik o da şimdi bana "hayır ben normalim o da normal böyle şeyler söylenmez işte ama o anlamıyor,beni üzdün seninle oynamak istemiyorum" demiş ve gelmiş.Artık onunla oynamak istemiyormuş ve bir ara dudağı büzüldü söylerken ağlayacak gibi oldu sonra “off tamam boşver” dedi.Belki kötü bir gün geçiriyordur arkadaşın falan dedik ama çokta takmak istemiyorum çünkü çocuk yani bu duygu halleri pek stabil değil,yarın gelir en çok onu seviyorum falan der.
İçim parçalandı tabi insan istiyor ki hep yanında olsun,kollasın,kimse duygusal yada fiziksel zarar veremesin...ama işte öyle olmuyor ne kadar çabuk bunlarla başa çıkmayı öğrenir ve kolay atlatmayı becerebilirse o kadar özgüvenli olacaktır.Karakteri şekillendirecek olaylar bunlar ve tabi bizlerinde takındığı tavırlar biliyorum ama ahhh kalbim.. 
Bazen diyorum biz fazla mı duygusal ve kibar yetiştiriyoruz dışarısı öyle değil,insanlar acımasız ve kavgacı.Ama hakkını aramak için şiddete başvuran bir insan olsun da istemem.Sana vurana sende vur diyemiyorum,kızmalısın sadece napıyorsun de mesela diyorum ama doğru mu yanlış mı bilemiyorum gerçekten.Böyle zamanlarda daha zor ebeveynlik.Hani büyüdükçe kolaylaşıyordu?! 
    Bir arkadaş içimi döktüğüm fotoğrafın altına yazmış “Seninkinden çok o çocuğa üzüldüm.Düşünsene 3,5 yaşlarında bir çocuk böyle davranmayı nerede öğrendi acaba?”  Haklı.Her çocuk eşit şartlarda büyümüyor tabiki.Berkay kavgacı değil hatta genelde susup,karşı koymayan taraf.Ama başka birini korumak için ses çıkartmaya çalışıyor.Sürekli gülümser ve insanlara sorular sorar,ilgilenir,sarılır.Eşim bu durumdan çok sıkıntılı çünkü fazla duygusal olduğunu düşünüyor, bende sadece kendi koruyabilecek kadar sesi çıksa yeter diyorum ama tabi bizim dememizle olmuyor.Çocuk gözümüzün önünde büyüyor ve gelişiyor.Yüksek sesli konuşmalardan dahi haz etmeyen sakin bir karakteri var.. Nasıl devam eder,neler yapabiliriz bilmiyorum ama bir anneden güzel bir öneri geldi.Anne zor/alaycı/yaramaz çocuğu canladıracak, çocukta kendini nasıl koruması gerektiğini öğrenecek.Bu rol yapma oyununu biraz değerlendireceğim tabi.Gelişme olursa bahsederim.Farklı önerilerede açığım.
Bu arada gözlüğede alıştı gibi:)




24 Ekim 2017 Salı

Sinema Bir Minnak

 Bazı ilkler hakikaten özel oluyor.İlk tırnağını kestiğiniz gün gibi değil canım hımmmm yani ilk kez anne demesi gibi.Tamam biliyorum bunun üzerine biraz fazla düşündüm ama yerinde oturan,sakin bir çocuktan bahsetmiyoruz ki! Maşallah çocim inanılmaz hareketli,en ufak tıkırtıda kalkıp dans ediyor eee birde dikkat süresi kısa..üstelik filmler üç boyutlu olduğu için gözlük takması lazım! Çeneden hiiiiç söz etmiyorum bile..
Daha önce Minyonları ve başka filmleri teklif etmiştik fakat pek oralı olmamıştı ama Lego aşkı malum, Ninjago'yu gördüğü anda gitmek istediğini söyledi.Biz filmden önce iki tane set alıp oynadık bile:) Daha deneyimli anneler haftasonu ve kalabalık bir salona gidersen kalkıp gezemez diye tembihlediler.Ama ben aşırı gürültüden daha çok rahatsız olur diye düşünüp haftaiçi gitmek istedim.
Aslında o babasıyla gitmek istiyordu ama baba iş için şehir dışındayken biz filmin gösterime girdiği ilk cuma akşamı damladık sinemaya.Yeni ve kaliteli salonlarından dolayı tercihim eve yakın bir avm oldu.
Minnak film öncesinde large pop corn alıp tek başına gömdü:))) Yarım saat kadar başbaşa oturup sohbet ettik, çok tuhaftı bir an sanki büyümüş gibiydi sonra salona doğru yürüken bir ürktü çünkü konsepti tuğla duvarlı ve karanlık bir atmosferi var salonun.. Ben hala nasıl olduda oturdu,ay ben fark etmeden yeni bir sürüm mü yüklendi,bu çocuk niye sakin,noluyoo diye  kendi kendimi yemekteyim:)
   Film sırasında gözlüğü çıkarmaya çalıştığı için biraz uğraştık ama çok güzeldi yani beklediğimden iyiydi.İki çocuklu bir aile ve bizim gibi anne oğul gelen 3 aile vardı,onların dışında boştu.Biri zaten ilk ara olmadan uyudu.Bomboş salon olunca bizim minno da arada kalkıp oynadı,ee olur o kadar ama iyi idare etti.Bundan sonra korkmadan gidebilirim diye düşünüyorum. "Yeeeyy!" dedi iç sesim,artık animasyon filmlere gitmek için çocuk bahanen var kimse tuhaf bakmaz:))

Bu arada önümüzdeki iki ay harika filmler çıkıyor ama hayranı olduğum için en çok Johnny Deep'in Murder on the Orient Express filmini ve Marvel takıntımdan dolayı Justice League merak ediyorum.
Veee henüz okumayan kaldıysa(!) bir kitap tavsiyem var çünkü 17 Kasım da filmi vizyona girecek, R.J. Palaci'nin "Mucize"
kitabından alınan filmin başrollerinde Julia Roberts ve Oven Wilson var.Eee film tavsiyeside verdim artık ben kaçar:) 
İyi seyirler..

21 Ekim 2017 Cumartesi

Gözlüklü Yaşama Merhabalar

  Şimdi sanki basitmiş gibi gelen ama kabus gibi bir on günden bahsetmek istiyorum.Minnakın okula başlamadan önce senelik rutin diş ve göz kontrollerini yaptırdık.Malum sağ gözünde doğuştan gelen bir minik lekesi var.Şimdiye kadar önemsiz denilmişti ama bu sefer arkasında bir kitle olmasından şüphe edildi.Gittiğimiz doktor,tavsiye edebileceği İstanbulda bu alanda sadece iki doktorun olduğunu söylerken zaten içimi bir sıkıntı bastı bile.Hayır gugıldan olası hastalıkları araştırmadım ama doktorları iyice araştırdım ve en kısa tarihe zar zor bir randevu aldım.Profesör olunca muayene ücreti 3 haneli oluyormuş bunuda öğrenmiş olduk gerçi o sırada hiçbirşey umurumda değildi ama.. Etilerde Dünya Göz Hastanesi Oküler Onkoloji bölümüne gittik.Bende daha önce lazer ameliyatımı bu hastanede oldum ve gerçekten personel ve hizmet kalitesi çok çok iyi bir kurum olduğunu söyleyebilirim.
Doktorumuzun işinin ehli olmasının yanında birde baba olması şansımıza oldu.Minnaka ayak uydurdu ve sıkılmadan kontrolünü bitirdik.Teşhis Irıs Melonama.Berkay'da bulunan kötü huylu değil fakat her sene aynı doktorda kontrol edilecek.Benzer hastalıktan gözlerini kaybeden,görme kalitesi çok fazla düşen çocuklar var:( Ayrıca Myop astigmata'da var maalesef ve yüksek:( Ben okulda çok uzun süre zorluk çektim yada gözlüğümü unutunca baş ağrısı,kırıldıkça olan masrafı vs.. Aynı şeyleri oğlumun yaşamasını istemezdim ama napalım.20li yaşlara kadar ameliyat da olamıyor o yüzden gözlük kullanacak.Bugün beğenip sipariş verdik ve artık yeni bir döneme başlıyoruz.Bu kadar hareketli ve sıkılgan bir çocukta gözlük nasıl olacak bilemiyorum ama eğer o kitle kötü huylu olsaydı olabileceklerin yanında bu hiçbirşey.Allah kimseye şifasız dert vermesin.Gözlük seçmek tam anlamıyla işkence oldu, mor istiyor istediği ton yok.Ben kırılması en zor gruptan ayırdım önüne seçenekleri daraltıyorum o "kesinlikle kırmızı olmalı!" diyor.Hadi bir tane kırmızı beğendi kenarı kelebekli falan diye kız modeli dediler eee ok ben umursamam böyle şeyleri,annem başladı "okulda dalga geçerler henüz kaldırabilecek yaşta değil" diye tutturdu.. Bir tanesi çok bir cingöz recai gibi oldu bayıldım ama ağır geldi belki bir iki sene sonra öyle bir modele geçer.En sonunda beğendik ve sipariş verdik artık beklemedeyiz.
Bu arada annem ve teyzem çılgınca araştırmış  ve balık yağı kullanmam gerektiğini düşünüyorlar hatta içinde a ve d vitamini olan gıdaları ve onların emilimini arttıran gıdaları bile çözmüşler..Ben zorunda kalmadıkça takviye gıda kullanmak istemiyorum çünkü zaten gerekli şeyleri yiyip içen bir çocuk.Üstelik beslenmenin görme üzerinde iyileştirici etkisi ciddi anlamda kanıtlanmamış.Neyse hepimizi yeni bir dönem bekliyor umarım sorunsuz geçer.

20 Ekim 2017 Cuma

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

  Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi; evimizin dibinde olmasına rağmen (vakit bulamamaktan) bizim geç keşfettiğimiz şehrin ortasında bir vaha! O kadar güzel ki! Hemde her mevsimde farklı güzel.Yazın o kavurucu sıcaklarda fazla duramıyorduk fakat Ekim başında daha güzeldi.




Haftasonu normalden kalabalık ve her ağacın arkasından bir gelin damat fırlıyor, üstelik yanlarında bir ordu insanla ama yinede alan o kadar büyük ki gölete karşı bir ağacın gövdesinde yaslanıp kitap okuyabilir,kucağınıza gelip yatan arsız kedilerini sevebilirsiniz.Ben daha çok minnakı kovalıyordum:)) Minik su yollarında zıplayıp,ördeklere su sıçratıp,ağaçların ve bitkilerin isimlerini okuyarak söylemeye çalışmak ve rampa olan çimlerden yuvarlanarak saatler geçirdi.


İçeride etrafında piknik masaları olan bir çocuk parkı var.İçinde kum park,ağaç ev,ahşap oyun alanı ve bitkilerden oluşan bir labirent oyun alanı var.
Parkın içerisinde bir market yok o yüzden suyunuzu,atıştırmalığınızı alıp gidiniz efenim çünkü 4-5 saatten önce çıkamazsınız.Her kısmı ayrı güzel ve vaktin nasıl geçtiğini anlamak zor.Giriş yayalar için ücretsiz,arabalar için 6 tl.Sabah 9 ve akşam 6 arası ziyarete açık.Çıkın çıkın gidin:)